8 Nisan 2009 Çarşamba


Önce topraktım şimdi ağaç oldum

Derya denizler gibi dalgalandım şimdi duruldum

Kendimi buz gibi çok sert zannederdim

Meğer ne kolaymışım hemen eriyiverdim

Her şey dün gibi inan gelir geçer

Bilemezsek kıymeti hayat bizi içer



Bu benim gurur gecem görsün cümle alem

Yıkamaz kimse inan kalbimdir benim kalem

İşte uzattığım sana yeminli elim

Sımsıkı tut ki bu yolda düşmeden yürüyelim


Her şey dün gibi inan gelir geçer

Bilemezsek kıymetini, hayat bizi içer


Tut ki elimden düşmeden yürüyelim

Tut ki elimden düşmeden yürüyelim

Tut ki elimden düşmeden yürüyelim

Tut ki elimden birlikte yürüyelim



HAYKO CEPKİN


resim de alakasız oldu ama ilgimi çektii için koydum belki sizinde ilginizi çeker.

5 Nisan 2009 Pazar


İşte bu günü bekliyordu.biliyordu bu günlerin geleceğini.ne kadar umutsuz olsada.sonunda mutluluğu yakaladığına inanmak istiyordu.evet sadece bunu istiyordu.artık üzülmek değil sevmek kendini kaptırmak istiyordu.o kadar çok seviyordu ki içinde sanki hiçbir dert yokmuş kendini başka dünyalarda hissediyordu.bu sevgi onun için bir şanstı.bu şans onu durduramıyordu.bırakmak istiyordu kendini çünkü onu karşı tarafa çeken bir güç vardı.ama kendini bırakmakta istemiyordu.biliyordu uzun sürmeyecekti.her ne kadar yanında olmaya çalışsa da biliyordu bir gün arkasından bakıp ağlayacağını.

İnanamıyordu.bunun olduğuna gerçekten sevdiğine inanamıyordu.kendini salmak istiyordu ama yapamıyordu.çünkü hep bir engel onu durduruyordu.içindeki sese kulak ver diyenlere ise şunu söylüyordu.içimdeki ses kendini sal diyor ama yapmamam gerekiyor diyordu.sonra bakıyordu gökyüzüne düşünmek istiyordu.ama nafile etraf o kadar kalabalık ki düşünmek elde değil.sonra içinden en iyisi odama çekiliyim diyor ve evin yolunu tutuyor usulca.etrafındakilere bakıyor bahar havasındaki güzellik bile onu tatmin etmiyor.evin kapısını açarken karşı daireden kahkaha sesleri duyuyor.ne olduğunu merak ediyor çünkü oda gülmek istiyordu.eve girdiğinde hala dağınık olan odasıyla karşılaşıyor.toplamak istemiyor.ama toplaması gerektiğini biliyor.kendine çeki düzen vermesi gerektiğini biliyor.ama nasıl?neyse ki ortalığı topluyor.toplarken gözüne bir bavul çarpıyor.gitmeli miyim? diye soruyor kendine.ama cevap bulamıyor.sonra eskimiş koltuğuna oturuyor ve başlıyor düşünmeye.artık düşünmek lazımdı.evet istemiyordu düşünmeyi ama nafile.sonra farkına varıyor ki karşı tarafta onu gerçekten çok seviyor.ama engeller vardı bu engeller onu bu sevgiden yoksun bırakacak kadar güçlüydü.ama aşmak istiyordu.ona varmak istiyordu.onun güzel gözlerini görmek onu öpmek hatta kim bilir belki sevişmek istiyordu.
Tutunamıyordu.tutunacak ne bir dalı ne de kimsesi vardı.yalnızdı.yalnızlıkta ona acı veriyordu.o bunları düşünürken zaman hızla ilerliyordu.ama sonuç yoktu.en sonunda bakıyor ki olacak gibi değil gitmeliyim diyor.onun yanına gitmeliyim.ve yapılması gerekeni yapmalıyım.artık zamanla kendimi ve onu dövmektense ayrılmalıyım diyor.bavulunu bile almıyor.halbuki ona gitme hissini veren bavul değil miydi?ama almıyor.biliyor ki fazla sürmeyecek bu yolculuk.bavula hiç gerek yoktu.evden çıkarken para arıyor bulamıyor.isteyecek kimsesi de yok.arıyor bulamıyor.sonra aklına sevgilisine ve kendisine aldığı yüzük geliyor.bunu takacaklardı birlikte olmak için ama nafile.alıyor yüzükleri çıkıyor evden.kuyumcu arıyor.önüne gelen ilk kuyumcuda bozduracak onları.ama içinde koşup terlemenin yanında bu yüzükleri bozdurmanın acısı onu durduruyordu.ama bunu yapmalıydı.çünkü ne ona nede kendine acı çektirmek istiyordu.bozdurup yanına gidip bu işi bitirmeliydi.kuyumcuya giriyor.dalgın dalgın bakıyor oradakiler.kuyumcu yüzükleri aldığında anlıyor çocuğun derdini.yüzü parçalanmış gözünde akması gerekip de akmayan yaşlar kuyumcuyu hüzünlendirmişti.kuyumcu yazık diyordu içinden.daha gençti ve yaşı belki bu acıya hazır değildi.kuyumcu yavaşça parayı uzatıyor.aldığı gibi çıkıyor oradan. Hiçbir şey söylemiyor.sadece gözünde biriken yaşları durdurmak istiyordu.koşuyordu.gücü yetene kadar koşuyordu.bu acıdan kurtulmak için bir an önce bu işi bitirmek istiyordu.terminale geliyor.bilet alıyor ve bekliyor.otobüs geldiğinde ise geçtiği yollara son kez bakıyor.sanki geri dönmeyecekmiş gibi.ama geride dönmek istemiyor hep onun yanında kalmak istiyordu.ama nafile.çünkü burada bir hayatı vardı.hiçbir derdi olmasa yine rahata burada kavuşacaktı.az çok para kazandığı bir işi vardı.otobüs hareket ediyor .onun gözü yine yaşlı.kendini bir türlü teselli edemiyordu.bekliyor bekliyor
Ve varmak istediği yere varıyor.şimdi ise onun yanına gidecekti.yine koşuyor hiç durmuyordu.oraya vardığında ise onu görüyor.hemen yanına gidiyor.kız onu görünce elindekileri düşürüyor ve ağlıyor.sarılmak istiyor ama sarılamıyordu.daha sonra ilk hamleyi çocuk yapıyor ve onu banka oturtuyor.ve konuşuyor.boş boş konuşuyor.belki ne dediğini bile bilmiyor.anlatıyor.halini anlatıyor.evet ve en sonunda söylüyor.ayrılmalıyız diyor.böyle ikimiz de acı çekiyoruz.bitmeli diyor.kız ne diyeceğini bilmiyor.bunun bir rüya olmasını istiyor ama nafile.genç bir sigara çıkarıyor ve oracıkta içiyor.kız şaşkın şaşkın bakıyor.aslında oda biliyordu.ayrılmaları gerekiyordu.evet ayrılmaları gerekiyordu.çünkü böyle ikisi de acı çekiyordu ve bu acı onları çürütüyordu.genç bu acıyla ne iş yapıp para kazanabiliyor kız ise okuyabiliyordu.artık buna son verilmeliydi.bunu karalaştırırken ikisi de ağlıyor.gencin gözlerinde biriken yaşlar şimdi onu sırılsıklam yapıyordu.

Evet ayrılık vakti gelmişti.bitmeliydi.ve genç evine dönmeliydi.usulca ayağa kalkıyor ve arkasınıa dönüp elveda diyor.kız ise bir şey söylemiyordu.söylemek istiyor ama söyleyemiyordu.sadece aklına şu mısralar geliyordu:’ayrılık şarkıları oldun bazen bazen de buralardan kaçış sebebim.’

2 Nisan 2009 Perşembe


BUGÜN BİR HAYLİ FİLOZOF OLDUM


şayet bugün felsefeden sınav vardı.hocamız bize yazılıdan önce 1 soru söylemişti.soru şuydu:varlık var mıdır, yokmudur ispatla dedi?bende 2 gün bu sorunun cevabını düşündüm.vardır diyorum ispat yok.yoktur diorum yine ispat yok.o kadar derinliğe girdik ki arkadasla.başladık konuşmaya.ben dedimki şayet varlığın olup olmadığı görecelidir.kişiden kişiye değişir.mesela insan zihni nasıl kabul etmişse öyle tanımlar.eğer varlık vardır diye kafaya sokmuşsak vardır deriz.mesela Allah evrende yer kaplamaz ama biz onun varlığını kabul etmişiz.yani onun varlığına inanan da var inanmayanda.insan zihni nasıl kabul etmişse ona göre cevap verir.ben bunları söyledim.arkadaşım ise:ya varlık yoksa herşey hayalde varsa?sadece ben gerçeksem siz ise hayalseniz dedi.bunları düşündük okulda tam 3 dersimizi buna ayırdık.aradık aradık bulamadık ispat.kimimiz düşünüyorum o halde varım dedi kimimiz ise hiç birşey yoktur olsa bile ben bilemem bilsemde başkalarına anlatamam dedi.ama hoca böyle çalıntı söz istemiyodu.kendi düşüncelerimizde birşeyler istiodu.


neyse yazılı vakti geldi.daha kağıdı elime aldım ilk soru varlık var mıdır yok mudur ispatla?önce boş bıraktım soruyu diğerlerini yaptım.kolaydı onlar.sonra ortalama 20 dk mı ilk soruya ayırdım.baktım etrafa millet vardır çünkü düşünüyoruz da yer kaplıyoruzda falan felan klasik cevaplar vermiş.oğlum veya kızım yer kapladığını ispatla düşündüğünü ispatla?o zaman kalırsın işte.düşündüm düşündüm.ve sorunun cevabı aklıma geleceğine hocanın bu soruyu yazılıdan önce neden verdiği aklıma geldi.çünkü bu soru kitaptan araştırılacak birşey değil.yorum istiyordu.ama ben bunu düşünürken dakikalar


gel gelelim verdiğim cevaba.tenefüste hocanın yanına gidip hocam böyle yazmıştım dediğimde hocanın ağzı açık kaldı.bu cevabı verince bi an kendimi hani şu hocası profesör olupta laf sokan öğrenciler varya onlardan hissettim kendimi.ama hoca bana gıcıklık yapıpta puan kırmaz inşallah.bugünüm bu cevabı bulmakla geçti.bana şans dileyin iyi alıyım.işte cevap ' varlık yoktur.olmayan varlığı nasıl ispatlıyım.'